Haluk Levent olayında neden bu kadar sarsıldık? Uzman Psikolog Merve Saraçoğlu anlattı: Güven neden tek cümleyle yıkılıyor?

Img

Gündelik hayatın koşturmacasında fark etmesek de attığımız her adımda bizi ayakta tutan görünmez bir bağ var: Güven duygusu. Peki, yıllarca emek verip ilmek ilmek ördüğümüz o güven kalesi neden tek bir kelimeyle yerle bir olabiliyor?

Son dönemde sosyal medyanın da etkisiyle toplum olarak kolektif bir “güven krizi” mi yaşıyoruz? Uzman Psikolog Merve Saraçoğlu, güvenin insan psikolojisindeki yerini ve kırılan bağları onarmanın yollarını anlattı.

Günümüz dünyasında birine inanmak, arkamızı yaslamak en temel ihtiyacımız. Ancak üst üste gelen toplumsal olaylar ve sosyal medyanın yarattığı bilgi kirliliği hem birbirimize hem de kurumlara olan inancımızı derinden sarsıyor. Uzman Psikolog Merve Saraçoğlu ile güvenin hayatımızdaki yerini, hayal kırıklıklarımızın arkasındaki psikolojiyi ve internet çağında akıl sağlığımızı nasıl koruyabileceğimizi konuştuk.

NEDEN BİRİNE GÜVENMEDEN YAŞAYAMIYORUZ?

İnsanın sadece fiziksel güvenliğe değil, psikolojik olarak da bir öngörülebilire ihtiyaç duyduğunu belirten Merve Saraçoğlu, güvenin zihinsel yükümüzü azaltan temel bir sistem olduğunu vurguluyor. Beynimizin sürekli olarak “Burada güvende miyim, karşımdakinin ne yapacağını tahmin edebilir miyim?” sorularına cevap aradığını ifade eden Saraçoğlu, güven olmadan hayatın sürdürülemeyeceğini belirtiyor:

“Her sabah uyandığımızda dünyanın bütün kurallarını yeniden sınamak zorunda kalsaydık hayat sürdürülemez hâle getirdi. Oturduğumuz sandalyenin bizi taşıyacağına, sevdiğimiz kişinin sözünün arkasında duracağına inanarak hareket ediyoruz. Yani güven sadece duygusal bir ihtiyaç değil; hayatı yönetebilmemizi sağlayan temel bir düzenleme sistemidir.”

Birine yaslanmanın bazen zayıflık gibi yorumlandığını söyleyen uzman, asıl gücün “Sensiz yaşayamam” demek değil, “Yanımda olduğuna inanıyorum ama kendi ayaklarımın üzerinde de durabiliyorum” diyebilmek olduğunu ekliyor.

GÜVEN DOĞUŞTAN GELEN BİR KREDİ Mİ, SONRADAN KAZANILAN BİR HAK MI?

Tam bu noktada, Merve Saraçoğlu’nun “Tabi” isimli kitabında yer alan sevdiğim o cümleyi hatırlatmak istiyorum: “Sevgi kazanılan bir şeydi, hak edilen bir şeydi… Öyle mi gerçekten?” Kitaptaki bu tatlı sorgulamadan yola çıkarak güven duygusu için de aynı soruyu soruyoruz: Öyle mi gerçekten? Birine güvenmeye karar verdiğimizde içimizde tam olarak ne oluyor?

Merve Saraçoğlu, güvenin ne tamamen mantıklı bir karar ne de sadece esrarengiz bir iç ses olduğunu söylüyor. Beynimizin karşıdaki insanla ilgili; söylenenlerle yapılanların uyumu, sınırlarımıza saygı gibi birçok veriyi aynı anda değerlendirdiğini belirtiyor. Ancak “İçime doğdu” dediğimiz her şeyin de gerçeği göstermeyeceğini, bazen sezgilerin geçmişteki hayal kırıklıklarının bugüne düşen gölgesi olabileceğini ifade ediyor.

Güvenin ne sınırsız bir kredi ne de yıllarca sınava sokularak kazanılan bir ödül olması gerektiğini savunan Saraçoğlu, formülün aslında çok sade olduğunu vurguluyor:

Açıklık, tutarlılık, sorumluluk ve zaman.

YILLARIN EMEĞİ NEDEN BİR GECEDE YIKILIR?

Güvenin bu kadar kırılgan olmasının nedeni, onun sadece geçmişin toplamı değil, geleceğe dair kurduğumuz bir tahmin olmasıdır. Beklenmedik bir ihanet veya yalan yaşandığında geleceğe dair tüm tahminlerimiz darbe alır.

Üstelik güven kırıldığında zihnimiz geçmişi de yeniden yorumlamaya başlar: “Acaba daha önce söyledikleri de mi yalandı, ben neyi göremedim?” İşte bu yüzden tek bir olay tüm geçmişin anlamını değiştirir ve yılların güveni bir gecede çökmüş gibi hissedilir. Saraçoğlu, bu süreçte asıl büyük yıkımın karşı tarafa duyulan güvenden ziyade, bireyin kendi muhakeme yeteneğine ve insanları tanıma becerisine olan inancının zarar görmesi olduğunu söylüyor.

“SÜTTEN AĞZI YANANLAR” İÇİN GÜVENSİZLİK DUVARI

Bir kez güveni sarsılan kişilerin sonraki ilişkilerinde de hep tetikte beklediğini belirten Saraçoğlu, beynin yaşanan travmalardan katı güvenlik kuralları ürettiğini söylüyor. “Birine çok güvenirsem incinirim” gibi genellemeler kişiyi korusa da masum insanların da faturayı ödemesine neden olabiliyor. Mesajın geç gelmesi gibi sıradan durumlar bile yaklaşan bir ihanetin kanıtı gibi algılanabiliyor.

İyileşmenin “Bir daha kimseye güvenmeyeceğim” demek olmadığını vurgulayan uzman, önemli olanın kime, ne ölçüde ve hangi verilere dayanarak güveneceğimizi daha iyi seçmeyi öğrenmek olduğunu belirtiyor.

SOSYAL MEDYA VE TOPLUMSAL GÜVEN YORGUNLUĞU

Son dönemde toplum olarak ciddi bir güven yorgunluğu yaşadığımızı belirten Merve Saraçoğlu, insanların kurumları, medyayı ve birbirini daha çok sorguladığını söylüyor. Sosyal medyanın bu krizin tek sebebi olmasa da güçlü bir hızlandırıcısı olduğunu ekleyen uzman, son günlerde kamuoyunu meşgul eden Haluk Levent süreci üzerinden şu analizi paylaşıyor:

“Toplum bazı figürlere iyilik, dayanışma ve adalet umutlarını yükler. Bu figürlerle ilgili iddialar ortaya çıktığında zihin rahatsızlığı azaltmak için iki uca savrulur: Ya ‘Bu kişinin yanlış yapması mümkün değil’ diyerek koşulsuz savunma ya da ‘Demek ki her şey yalanmış’ diyerek bütünüyle değersizleştirme. Oysa insanlar bütünüyle iyi ya da kötü değildir. Psikolojik olgunluk, bir soruşturmanın açılmasının kişiyi hemen suçlu yapmayacağını bildiği gibi, geçmişteki iyiliklerin de iddiaları otomatik olarak geçersiz kılmayacağını görebilmektir.”

LİNÇ KÜLTÜRÜNDEN VE GÜVENSİZLİK SARMALINDAN KORUNMA REHBERİ

Resmî süreçler devam ederken kendimizi linç kültüründen korumak ve ruh sağlığımızı dengede tutmak için Merve Saraçoğlu şu hayati maddeleri öneriyor:

Bilgi ve İddia Farkını Unutmayın: Bir haberin yayımlanmış olması onu kesinleşmiş gerçek yapmaz. Sağlıklı tutum, “Şu anda bildiklerimiz bunlar, bilmediklerimiz de bunlar” diyebilmektir.

Taraf Seçme Baskısına Direnin: Sosyal medya bizi hemen savcı ya da avukat olmaya zorlar. “Sürecin sonuçlanmasını bekliyorum” demek bir kaçış değil, zihinsel ve etik bir olgunluktur.

Kişileri Değil, İlkeleri Savunun: Sürekli yeni görüntü ve tartışma takip etmek bizi sadece daha öfkeli yapar. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve adil yargılanma gibi sağlam ilkeleri savunmalıyız. Kişiler konusunda yanılabiliriz ama ilkeler bizi korur.

İLİŞKİLERDE KINTSUGİ: KIRILAN GÜVEN ONARILIR MI?

Japonların kırılan seramikleri altınla birleştirerek çatlakları hikayenin bir parçası yaptığı Kintsugi sanatını örnek gösteren Saraçoğlu, gerçek onarımın şartlarını açıklıyor:

Yaşanan ihlali hiç olmamış gibi davranmak yarayı boyayıp kapatmaktır. Gerçek bir onarım için yaranın kabul edilmesi, sorumluluk alınması ve zaman içinde tutarlı davranışlar gösterilmesi gerekir. Güven, kuru bir özürle değil, sözlerden çok tekrar eden davranışlarla yeniden kurulur.

yok

Author: Elif Çelik