Atatürk’ün en sevdiği ‘Tosca Operası’ yıllar sonra sahnede

Tosca opera tarihinde çok farklı bir yere sahip. Türkiye’de Tosca’yı ilk kez 1941’de seslendiren Semiha Berksoy’un kızı rejisör Zeliha Berksoy sahneye taşıyor.

Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneye taşınan eserde Mario Cavarodossi karakterini, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan seslendiriyor.

Eserde, orkestrayı ünlü şefler Raoul Grüneis, Andrea Solinas ve Sunay Muratov dönüşümlü olarak yönetecek. Eserde ayrıca; Floria Tosca’ya Feryal Türkoğlu, Seda Aracı Ayazlı ve Tuba Mankal, Faik Mansuroğlu ve Emre Akkuş, dönüşümlü olarak hayat verecek.

Ankara’da yogun bir prova aşamasında olan Zeliha Berksoy ile telefonla ayrıntıları konuştuk.

Zeliha Berksoy, “Tosca Operası’nı Ankara Devlet Operası Semiha Berksoy’un anısına sahneliyor. Murat Karahan Tosca’yı sahneye koymamı istedi. Benim için heyecan verici ender yaşanılacak bir çalışma oldu.

Bütün solistler ve Cavarodossi rolünü canlandıran Murat Karahan büyük başarı ile Tosca’yı sahneye taşıdılar.

Düşünün, Semiha Berksoy 1941 yılında Carl Ebert’in rejisi ile Yüksek Dramatik bir soprano olarak temsil ediyor eseri…

Hatta Gala’da Cumhur Reisi İsmet İnönü bulunuyor. Bugün de, operamızın en güzel sesleri üst düzeyde Tosca Operası’nı temsil ediyorlar. Çok büyük bir mutluluk” diyor.

Tosca operası, sezon sonuna kadar Ankara Opera Sahnesi’nde izleyiciyle buluşmaya devam edecek.

“ARYAYI ON BEŞ KEZ TEKRARLADIM”

Tosca Operası sahnelere geri dönüyorken bir anıdan bahsetmemek olmazdı. Özellikle bu anı Atatürk ile ilgiliyse…

09 Kasım 1963 Cumartesi gecesi Ankara Radyosu’nda Nevin Uluçam, Devlet Konservatuarı öğretmenlerinden Prof. Necdet Remzi Atak’la (1911-1972) bir söyleşi yapmış. İşte o tarihi yayında Atak, Atatürk ile bir anısını şu cümlelerle anlatmış:

“1934 – 1935 yıllarıydı. Yeni Köşk’te Atatürk’ün çok içli bir akşamıydı. Bize Tosca Operası’nı Avrupa’da hangi koşullar altında dinlediğinden, o zamanki dünya durumundan, kuşkularından, zevklerinden uzun uzun bahsetti. Bir şeye içleniyordu. Çok içleniyordu ve çok içli bir akşamdı. Tosca Operası’ndan Çavadarossi’nin ünlü aryasını birçok kez benden istemiş olduğu için hazırlıklıydım. Hatta bir yanlış yapmayayım diye aryanın notalarını bile yazmıştım ve cebimde bulunduruyordum. O gece de biliyordum ki sıra tekrar Tosca’ya gelecek. Adeta bekliyordum. Nihayet bana döndü, ‘Çal bakalım şu Tosca’yı’ dedi. Ben notayı çıkarttım, ‘Hayır hayır, öyle değil notayı bırak, notasız çal’ dedi. Notayı bıraktım, gözlerimi kapadım, konsantre oldum, başladım çalmaya. Bir iki nota çalmıştım ki, ‘Hayır hayır, olmadı bana dön bana çal, benim gözlerime bak öyle çal’ dedi. Kendisine döndüm. Masada oturuyordu. Ona dönerek çalmaya başladım. ‘Gene olmadı, bana daha yaklaş’ dedi. Yaklaştım, çok yaklaştım. Belliydi ki çok uzak bir anısının içine gömülmek istiyor ve içinden çok eski zamanlara ait bir şeyler taşıyor, fışkırıyor, fışkırıyordu… En sonunda, ‘Kemanın sapını omzuma dayayacaksın ve öyle çalacaksın’ dedi. Bir an için gözünüzün önüne getirin; tarihimizde yaşamış, yaşayacak en büyük Türk, bir sanatçıya ‘Kemanının sapını omzuna daya ve o vaziyette en sevdiğim melodiyi çal’ diyor. Ben artık ibadet eder gibi, huşu içinde Çavadarossi’nin aryasını çalmaya başladım. Atatürk, gözleri kapalı, biraz madeni ahenkli, biraz kısık, çok tatlı, çok manalı sesiyle melodiyi söylerken gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Aryayı belki onbeş kez tekrarladım..”

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.